• Han Tümertekin
  • Han Tümertekin Hakkında

  • "Han Tümertekin'in mimari tasarıma genel yaklaşımı, projenin tanımındaki temel noktalardan biri ile çok net örtüşüyordu : Dürüstlük, açıklık, netlik, sadelik"


    EMTA Yönetim Kurulu Başkanı

    Han Tümertekin Hakkında

     

    Mimarlıkta değişen rol modelleri ve Han Tümertekin

    Uğur Tanyeli …

    "Mimarların yakın zamana dek çok ender istisnalar dışında sadece projelendirmek için ve "gerekli olduğu kadar" çizim yaptıkları ve çizimin özgül değerini kavramadıkları bir ülkede, Tümertekin çizimi kendi başına amaç olarak yapmaya koyulan yeni kuşağın da öncülerinden olmalıdır.

    Tümertekin pratiğindeki ikinci sofistikasyon düzlemi ise tasarım yaklaşımı alanında. Yani, Tümertekin de kendi grubundaki diğer birkaç mimar gibi, tasarlama edimi sırasında olağan çözümden kaçınıyor. Bunun anlamı, tasarımlarındaki kavramsal çıkış noktalarının karmaşık olduğu değil. Aksine, en erken ürünlerinden başlayarak, alışılagelenden farklı, ama çok yalın konseptleri var Tümertekin'in. …

    "Aslında, doğal çevreyle bütünleşme gibi basmakalıp konsept kararlarından uzak durarak, doğalla bütünleşmenin çok daha sofistike bir biçimini aramaktadır. Başka bir deyişle, doğaya saygıyı insan ürününü doğa içinde görünmez kılmak olarak algılayan acemi "illüzyonist" yaklaşımın dışına çıkmayı başarır ve doğal ile insan ürünü olanın gerilimli Modern bütünlüğünü arar.

    ARREDAMENTO MİMARLIK, Aralık 1999 PROFİL


    5 kasım 1999, Teşvikiye

    İhsan Bilgin - Han Tümertekin Söyleşi

    İhsan Bilgin

    "..senin işlerin üzerinden kolay konuşulabilen bir konu var: Girdileri, verileri çözülmesi gereken problemler olarak üst üste koymak. Farklı kategorilerde olabilecek, sınıflandırılmakla baş edilemeyecek kadar fazla ve çeşitli problemi bir hammadde olarak kullanmak, işlemek üzere istiflemek. Oldukça cesur bir tavır bu. Çeşitliliklerinden, çokluklarından ürkmeden, onları terbiye edeceğine güvenerek yüzleşiyorsun onlarla…"

    Han Tümertekin "

    …Hissetmek ve bir yüzleşme anında çok rahat her şeyi bir anda silip "bu olmadı" deme cesareti..."

    "…tasarım, çözümü hissettiğim anda olmuştur. Bunun açıklanabilir bir durum olduğunu sanmıyorum ama o çok okunaklı bir andır benim için…"

    "…şöyle bir temel inancım var; yeterince vakit ayrıldığında çözülemeyecek sorun yoktur, yani bir şeye kafanı takar ve uğraşırsan sonunda halledersin…"

    "…sanatçıyla tasarımcı ayrımı şurada; sanatçı kötümser olabilir, ama tasarımcı sadece iyimser olmak zorundadır. Tasarımcının kötümser olmaya hakkı yoktur; çünkü tasarımcılık işi, zaten bir şeyleri çözmektir, problem çözmektir. Benim araçlarımdan biri iyimserlik diğeri de gündelik yaşam. Gündelik olanı, göz önünde olanı kullanarak ondan çıkarılabilecek şiirsellik..."

    "…Elimizin altında her şeyin olduğunu düşünüyorum. Çözümleri uzakta, başka bir yerde aramanın anlamı yok. Hepsi burada gözümüzün önünde ve elimizin altında. Bütün mesele bizim gerekenleri toparlayıp burada kullanıma sokmamız…"

    "…Tam da gerekeni yapmak. O davranışın var olabilmesi için gereken neyse tam onu yapmak; ne fazlasını ne eksiğini..."

    ARREDAMENTO MİMARLIK, Aralık 1999 PROFİL


    Algı kapıları ve diğerleri

    EMTA Entegre Mühendislik Tasarımları A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı

    16 Aralık 1996 sabahı Han Tümertekin'i aradığımda o sıralar sık sık yaptığım telefon görüşmelerinden birine hazırlamıştım kendimi. Sanırım Han Tümertekin'le ilk frekans tutturmamız daha bu telefon görüşmesinde başlamıştı. Birkaç gün sonra, 21 Aralık'ta saat 11:00'de buluştuk. Dünyada ve Türkiye'de mimarlık ve mimarlığın insan yaşamı üzerine etkileri konularında yoğun bir sohbet yaptık.

    İlk görüşmemizden iki yıl kadar sonra Han Tümertekin'i, Ömerli'deki bir villa sitesi projesi için aradım. Bu projenin İstanbul'da daha önce bu anlamda denenen oluşumların eksik ve yanlışlarını düzeltebilmek fırsatı vermesi açısından çekici olmasının ötesinde bizimle çalışmak istemesi ve projenin kavramsal yaklaşımının kendi çizgisine yakınlığı nedeniyle çok ilgilendi. Böylelikle son derece yoğun bir tasarım süreci başlamış oldu. Birbirimizi yeni tanıyor olmanın getirdiği uzaklığın çok kısa bir sürede aşılmasının ardından çok derin, keyifli ve anlamlı bir işbirliği ortamı oluştu ve tasarım bu ortamda önce belli belirsiz ortaya çıkmaya başladı; sonra yeşerdi ve dallanıp budaklanarak değişik yönlerde, ama bir bütünlük içinde, ilerledi.

    Han Tümertekin'in mimari tasarıma genel yaklaşımı, projenin tanımındaki temel noktalardan biri ile çok net örtüşüyordu: Dürüstlük, açıklık, netlik, sadelik. Ben insanların da, nesnelerin de, kendisi gibi olmasını yeğlerim her zaman. Başka bir şey gibi görünme çabalarını yapay ve yüzeysel bulurum. Dürüstlük garip bir kavramdır, parçalanamaz. Yüzde elli dürüst olmak diye bir şey yoktur; insan ya dürüsttür, ya da değildir. Bu yüzden cesaret ister. Tasarımda gereksiz unsurlara yer vermemek, sade ve yalın bir dil kullanmak, doğal olarak dürüst ve açık bir sonuca yol açar.

    Dürüst ve açık bir tasarım, yaratıcı ve akılcı bir yaklaşım ile fonksiyon çözümlerini hallediyor demek, estetik problemleri halletmiş anlamına gelmiyor şüphesiz; işte Han Tümertekin'in kişiliği bu noktada önem kazanıyor. İnsanlık kültür ve sanat tarihi duygusallar ile akılcılar arasında git-geller ile ilerler; ilerler diyorum çünkü kültür bir birikimdir, ama sürekli olarak bir mantık yitirilir, bir duygu. Sonuçta insan kişiliğinde olduğu gibi kültürde de bir denge arayışıdır bu salınımlar. İşte Han Tümertekin'i özel kılan nokta buradadır. O akılcı bir mimardır, yine de tasarıma yaklaşımı insancıldır. Akılcılığın keskinliği ve katılığı, insancıllığın yumuşak dokusu ile sarmalanınca ortaya hem nedensellikten ödün vermeyen, hem de cana yakın bir çözüm çıkıyor. Ömerli projesinde, daha önceki deneyimlerinin dışında bir olgu ile karşı karşıya idi Han Tümertekin. Bu projedeki evlerin gelecekteki sahipleri bir profil olarak verilmişti kendisine, ama yine de bu sadece bir profildi ve bu insanların gerçek kimlikleri, alışkanlıkları, yaşam biçimleri tam olarak tanımlı değildi. Daha önce sözünü ettiğim insancıl yaklaşım burada da son derece rahatlatıcı oldu tasarımın akışı içerisinde.

    Ve gerçekten de son derece akıcı, insanın ev içinde yaşamını rahatlatan ve yönlendiren, iç-dış ilişkisini tanımlayan, tanımlatan ve yaşatan, bununla birlikte insanın hem kendi içine dönebildiği, hem de dışarıya açılabildiği bir mekân olabilen, bireyselliği ve birlikteliği bir çatı (aslında iki çatı ya, her neyse) altında toplayan, eve girişten servis alanlarının kullanımına, mutfak -yaşam ilişkisinden, yatak odası ve çalışma odasına geçişe kadar ev içindeki her hareketi rahatlatan bir tasarım oluşuyordu. Bu süreç içinde hemen hemen her gün evlerin içine girip, dolaştığımı hayal etmek bir alışkanlık olmuştu. Eğer herhangi bir noktada hafif bir huzursuzluk duyarsam, oraya tekrar tekrar dönüp mekanı hissetmeye çalışıyor, sonra da ilk toplantıda takıldığım noktaları dile getiriyordum. İşin ilginç yanı, genellikle Han Tümertekin de, ekibi ile birlikte benzeri noktalara takılmış olmakla kalmayıp, başka unsurları da yeniden masaya yatırmış, hatta alternatif çözümler üretmiş oluyordu.

    Han Tümertekin'in deyimiyle bu -vıdı-vıdı faslı- tasarımın soruna eldeki kısıtlamalar altında, en anlamlı çözümü üretme çabaları için kesin gerekli bir süreç. Görünüşte zaman kaybı gibi gözükse de, her aşamada ideal çözüme biraz daha yaklaşılıyorsa, ilerleniyor demektir. Her tasarım belirli bir yerde, belirli bir kişiye, belirli bir sorunun cevabı olarak üretilmiş bir çözümdür. Yetenekli mimarlar, hazır birtakım çözümlerin ilginç varyasyonları ile ilerlerken, yaratıcı mimarlar sorunlara en iyi çözümleri üretmeye çalışırlar. Hem yetenekli, hem yaratıcı mimarlar ise en iyi ve güzel çözümleri üretirler. Şüphesiz güzellik öznel bir kavramdır, ne var ki mimari çözüm bağlamında -iyi- de özneldir. Nitekim aynı soruya mimar sayısı kadar çok iyi tasarım üretilebilir. Sürekli eleştirel bir yaklaşım içinde olmak iyi bir tasarımın ön şartıdır.

    Örneğin Ömerli projesindeki evlerin yerleşimini ele alalım. Üzerinde durulan kriterler kışın güney güneşinin konumu, yazın batı güneşinin konumu, hakim rüzgarın yönü, araba ve yaya giriş yönleri, yol kotu ve yönü, manzara yönü, bahçe düzeni ve komşu bahçe ile ilişkisi, kış bahçesinin yönü, evlerin parsellere sığması idi. Buradaki tasarım sorunu, her kriterin önceliğini ve diğer kriterlerle ilişkisini tanımlayıp, amaca en iyi hizmet eden çözümü bulmaktır. Tercih edilen manzara yönü aynı zamanda güney güneşine kapalı ise, her iki kriter de aynı anda sağlanamıyor demektir. Önemli olan teker teker her kriterin sağlanması değil, bütün kriterler açısından amaca en uygun çözümü bulmaktır. Bu kriterler altında çok sayıda iyi çözüm üretilebilir, ama bu projedeki çözüm Han Tümertekin'in ve ekibinin ürünüdür ve tektir. Bence de hem iyidir, hem de güzeldir. Burada mimar ile işveren ilişkisinin özelliklerinden de kısaca bahsetmekte yarar var. Bir spektrumun iki ucundan söz edebiliriz. Bir yanda her istenileni yapan, ve dolayısıyla karakterini kaybeden bir tasarıma göz yuman mimar, diğer yanda kendi bildiğinden şaşmayan, asla ödün vermeyen mimar. İdeal konumun bu ikisinin arasında bir yerlerde olduğunu, ama o noktanın ancak karşılıklı anlayış ve saygı ile bulunabileceğini bu proje sürecinde yaşayarak öğrendik. Ve o noktanın bulunmasının hem mimara, hem işverene, hem de projeye son derece yararlı olduğunu keyifle gördük.

    Han Tümertekin'in özelliklerinden biri de cesaretidir. Daha önce sözünü ettiğim dürüstlük zaten son derece cesaret gerektiren bir şeydir. Bunun yanında kalıpsal yaklaşımları sorgulayan bir tasarım kolay kolay üstlenilecek bir durum değildir. Daha geleneksel bir yaklaşımda, pencere boyutlarından, genel mekân kurgusuna kadar her şey iyi-kötü belirli kalıplara dayalı olduğundan bir anlamda fazla risk yoktur. Yaratıcı ve akılcı bir tasarım ise çok daha cesur bir tavırla daha önceden denenmiş ve kabullenilmiş olan her şeyi sorgulayarak ve eldeki verilerin ışığı altında en anlamlı çözümü arayarak ilerler. Bu nedenle olanaklar çok daha geniştir, ama denenmiş çözümlerin güvencesi yoktur artık. Işığın günün hangi saatinde nasıl yere düşeceğinden, yağmurun sesinin evde nasıl duyulacağına kadar her şey düşünülmelidir.

    Ben bu satırları yazarken Ömerli projesi halen ilerlemekte ve tasarımcısının da tam olarak bilmediği bir kesinliğe doğru yaklaşmakta. Ama ortada bitmiş bir tasarım olması tasarımcının tanımlanması için gerekmiyor. Çünkü her tasarım, sonuçtan çok bir süreçtir. Bir evin mimari tasarımı, projenin bitmesi ile bitmez, inşa edilip insanlara bir yuva olduktan sonra da tanımlamaya ve tanımlanmaya devam eder. Ve eminim Han Tümertekin de kendini bir sonuçtan çok bir süreç olarak görür. Kendisi ile çalıştığımız bu proje sürecinde bile sürekli olarak denediğine ve öğrendiğine tanık oldum. Mimarlık düşünsel, duygusal, sezgisel, ve algısal alanlarda bir denge arayışıdır, mimarın kendi karakterinde de bu denge arayışı içinde olması önemlidir bu yüzden. Sürekli sorgulayarak, daha önceki deneyimleri, birikimleri, bilgileri bir an için unutup sorgulayarak…

    William Blake'in dediği gibi, "Eğer algı kapıları temizlenseydi, her şey insana olduğu gibi görünürdü; sonsuz." Han Tümertekin, sadece algı kapılarında değil, sezgi, duygu ve düşünce kapılarında da oldukça yoğun temizlik yapmış anlaşılan…

    ARREDAMENTO MİMARLIK, Aralık 1999 PROFİL


    Zorunlu/az/sessiz olanın gücü

    Tansel Korkmaz - Mimar, ODTÜ Mimarlık Fakültesi

    "…Ulaşılmak istenen bütün süslerinden, işlenmişliklerinden, eklemlenmelerinden arınmış formların en brüt, çıplak ve masum halidir, en başlangıçtaki hali..."

    "…Kazanç, her uygulamanın bir öncekinden daha mükemmele yaklaşmasıdır…"

    "…Tümertekin'in mimarlığını karakterize eden her şeyin mümkün olan en aza indirgenmesi, fazlalıklarından arınması stilistik değil, ahlaki bir seçimdir: Sadece zorunlu olanı mümkün olan en yalın haliyle içsel kuralların direktifinde kullanma…"

    "…Tümertekin için yaratma eylemi yeniyi icat etmeye değil, hakikati keşfetmeye, ortaya çıkarmaya odaklanmıştır…"

    ARREDAMENTO MİMARLIK, Aralık 1999 PROFİL